Burun tıkanıklıklarının çok değişik sebepleri vardır. Ancak farklı burun ve sinüs hastalıklarının ortak belirtisi burun tıkanıklığıdır. Burada burun tıkanıklığına yol açan değişik endoskopik bulgular görünmektedir.




Burun orta bölmesi (septum) eğiklikleri (septum deviasyonu) ile ilgili değişik örnekler.



Konka Şişlikleri
Konka Şişlikleri
(En üstteki normal konka görüntüsüdür.)
 
Ayın Konuları
 

1- Tükürük bezi hastalıklarında en son gelişmeler

Tükürük bezi hastalıklarının teşhis ve tedavisindeki en yeni yöntem nedir?

Bu konudaki en yeni ve etkin yöntem, tükürük bezlerinin kendi doğal kanallarından bakılarak kanal içini tıkayabilecek koşulların kesin bir şekilde saptanmasına ve gerekiyorsa aynı seansta bunun tedavisine olanak sağlayan sialendoskopi yöntemidir. Böylelikle tükrük bezlerinin dışarıdan yapılan geniş ameliyatlarına giderek daha az gerek duyulmaktadır.
Bu konuda ileri bilgi için tıklayınız...


2- Burun tıkanıklığı nedir ? Ne zaman önemlidir ?

Burun tıkanıklıkları Kulak Burun Boğaz Hastalıkları polikliniklerine yapılan başvurularda en sık bildirilen şikayetlerden birisi olmasına karşın çoğu kez yeterince önem verilmeyen fakat aslında değişik durumlarda hayati önem taşıyabilecek bir belirtidir . Koku kaybı şikayeti ile başvuran hastaların yarıya yakınında burun tıkanıklığı yakınmaları da vardır . Eğer koku kaybının yapılan muayenelerde burun tıkanıklığına bağlı bir sebepten olduğu saptanabilmiş ise tedavi edilebilme şansı yükselmektedir. Ancak koku hücrelerinin tam hasar görmüş olduğu durumlarda günümüzdeki olanaklarla koku kaybını geri döndürebilmek mümkün değildir.

Burundan nefes almakta güçlük çekilmesi genel olarak burun tıkanıklığı olarak tanımlanır . Bu durum dinlenme halinde iken mevcut ise daha fazla önem ve öncelik taşır . Günlük hayat sırasında örneğin yol yürüme , merdiven çıkma gibi olağan fiziksel hareketleri güçleştiren bir burun tıkanıklığı da mutlaka araştırılmalıdır . Spor yaparken yani ağır fiziksel etkinlikleri güçleştiren burun tıkanıklıkları da söz konusu olabilir . Bu durum özellikle profesyonel sporcularda önem kazanmaktadır. Burun tıkanıklıkları tek taraflı , iki taraflı , bir tarafta daha fazla yada bazen bir tarafta bazen de diğer tarafta olmak üzere değişken olabilir . Bütün bir yıl sürebileceği gibi mevsimsel şiddetlenmeler yada ay içerisinde dönemsel değişmeler gösterebilir . Yıllardan beri var olabilir yada yakın zaman da ortaya çıkmış olabilir . Her iki durumda önemli sayılmalıdır .

Burun tıkanıklığı neyin belirtisidir ?
Burun tıkanıklığının kendisi başlı başına bir belirtidir yada burun akıntısı , geniz akıntısı , burundan konuşma , koku kaybı , horlama , yüz ve baş ağrısı , çocuklarda yüzde ve dişlerde şekil bozukluğu , işitme kaybı , kişilik değişimleri gibi belirtilerle beraber bulunabilir . Bu durumda bazı burun ve sinüs hastalıkları ile olay karmaşıklaşmış demektir .

Burun tıkanıklıklarının önemi nedir ?
Burun tıkanıklıkları komşu organlar olan orta kulaklar ve sinüslerimiz ile ilgili hastalıklara yol açabilirler . Özellikle çocuklarda yüz kemiklerinin gelişimini , dişlerin düzgün çıkmasını ve zihinsel etkinleri olumsuz etkiliyebilirler .Burun tıkanıklıklarının çoğu kez gözden kaçan bir sonucu da koku kaybıdır. Koku alamama kişinin ruh halini , hayattan zevk alma durumunu ve sosyal ilişkilerini sanıldığından fazla etkilemektedir. Burun tıkanıklıkları ayrıca akciğer hastalıkları ve teorik olarak kalp hastalıkları gelişimi üzerine olumsuz etki gösterebilirler.

Burun tıkanıklıklarının çocuklardaki sebepleri ve tedavileri nelerdir ?
Yeni doğanda burun tıkanıklığı çok önemli ve hayati bir belirtidir . Burun içerisi ve geniz ile ilgili bir gelişme anomalisi nedeniyle olabilir . Bu durum doğumdan hemen sonra hastane koşullarında tanınarak gerekli önlemler alınır . Bebeklik ve çocukluk dönemi burun tıkanıklıklarının en sık rastlanılan sebebi ise halk arasında geniz eti denilen adenoid büyüklüğüdür . Geniz etinin burun boşluğunu tamamen tıkıyor olması yada orta kulak ve/veya sinüslerle ilgili hastalıklara yol açması ameliyatla tedaviyi gerektirir . Bu ameliyat teknik olarak küçük fakat özellikli bir ameliyat olarak kabul edilir ve başarısı da yüksektir . Çocuk burun tıkanıklıklarının önemli bir sebebi de çocuk sinüzitleridir . Bu durum özellikli ve sabırlı bir ilaç tedavi sürecini gerektirir . Alerjik sebepler ve bazı gelişimsel anatomik koşullarda da burun tıkanıklığı yapabilir . Çocuklarda tek taraflı burun tıkanıklığı ve akıntısı burun içerisine sokulmuş bir yabancı cisim nedeniyle olabileceği için ayrıca dikkat çekici kabul edilmelidir . Nadiren çocuklarda burun tıkanıklıkları iyi veya kötü huylu tümörlere bağlı olabilir.

Burun tıkanıklıklarının erişkinlerdeki sebepleri ve tedavileri nelerdir ?
Erişkinlerde en sık burun tıkanıklığı sebebi halk arasında kemik eğikliği olarak bilinen , burun boşluğu orta bölmesinin bir tarafa doğru eğik olması halidir . Bu duruma septum deviasyonu denilir ve genellikle burun boşluğu yan duvarlarında bulunan yumuşak dokuların (konkaların) şişmesi ile birlikte olduğunda burun tıkanıklığı daha şiddetlidir . Kemik eğikliği burun içerisinden yapılan bir ameliyatla düzeltilmeyi gerektirebilir . Günümüzde konka şişmeleri eğer ilaç tedavilerine cevap vermiyorsa lazer yada radyofrekans yardımlı girişimlerle oldukça rahat ve başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedirler . Erişkin burun tıkanıklıklarının diğer önemli sebepleri sinüzitler , alerjik koşullar , polipler , horlama-apne sendromu ve daha nadiren iyi ve kötü huylu tümörlerdir.

Genel olarak burun tıkanıklıklarının tanı ve tedavisinde günümüzdeki yenilikler nelerdir ?
Bu konuda aslında son yıllarda çok önemli gelişmeler olmuştur . Öncelikle burun tıkanıklıklarının tanısı ve ayırıcı tanısı günümüzde endoskop denilen ince optik çubukların burun içerisini tamamen gözler önüne koyması ile kesin ve kolay bir muayene şeklinde yapılabilmektedir . Bu endoskoplar ameliyat sırasında da kullanılmakta ve eşlik eden ince araçlarında yardımı ile tedavideki başarı ve hasta rahatının en üst düzeyde gerçekleşmesini sağlamaktadırlar . Ayrıca son yıllarda lazer ve radyofrekans yardımı ile yapılan konka ameliyatları ile hastanın aynı gün taburcu edilmesi ve çoğu kez tampon kullanımının gerekmemesi gibi belirgin üstünlükler de önemli gelişmelerdir.

3- Alerji Mevsimi Geldi, Alerjik Nezlede İlaçlar Fayda Etmiyorsa!

Alerjik nezle, genellikle polen ve toz gibi etkenlerle temas sonucu burunda ve genizde kaşıntı, burun akıntısı, hapşırma ve gözlerde yaşarma gibi belirtilerle hastayı olumsuz yönde etkileyen bir rahatsızlıktır. Mevsimsel olabileceği gibi bulunulan ortamdaki alerjenlerle ilişkili olarak sürekli de olabilir. Son yıllarda ülkemizde, alerjik nezle hastalığı olanlarda artış olduğu gibi bu hastaların ilaç gereksinimlerinde de belirgin artış gözlenmiştir. Bu durumu özellikle son dönemlerde anti-alerjik tablet ve burun spreylerin çeşitlenmesiyle de anlayabilmek olanaklıdır. Alerjik nezle artık çok küçük çocuklarda görülebildiği gibi, daha önce herhangi bir belirtisi olmadığı halde orta yaşlı erişkinlerde de görülmeye başlamıştır. Bunların bazı bilimsel temellere dayanan açıklamaları olduğu gibi, şehirleşmenin getirdiği çevre sorunlarına, hormonlu veya GDO'lu ürünlerin kullanımı ile antibiyotik kullanımına bağlı vücudun bağışıklık sistemindeki değişimlerine bağlayan spekülatif olanları da mevcuttur. Bunları önümüzdeki yıllarda yapılacak bilimsel çalışmalar açıklayabilecektir.

Günümüzde genel olarak sıkıntımız hastaların tıbbi tedaviye yanıtlarının azalması veya belirtilerinin kısa sürede nüks etmeleridir. Alerjik nezle hastaları ile temel olarak allergoloji ve klinik immunoloji, göğüs hastalıkları, çocuk hastalıkları, kulak burun boğaz hastalıkları ve ilişkili diğer branşlar ilgilenmektedir. Klinik belirtiler ve yapılan bazı tetkiklere dayanarak alerjik nezlenin tanısı konulur ve tedavisi başlar. Bu aşamada alerjenin belirlenmesi ve uzak durma yolları hakkında hastaların aydınlatılması da çok önemlidir. Alerjik nezlede uygulanan tedaviler sırasıyla, alerjenin vücuda girmesini önlemek, alerjene karşı vücudun duyarlılığını azaltmak, alerjene burunun verdiği yanıtı azaltmak ve alerjik belirtileri baskılamak prensiplerine dayanır. Bu amaçla alerjik nezlenin değişik dönemlerinde uygulanabilecek pek çok farklı ilaç ve başarılı tedavi yaklaşımı mevcuttur. Yine de tüm bu yöntemler her hastada alerjik nezleyi tam anlamıyla kontrol etmeye yeterli olamayabilmektedir. Bu aşamada burun boşluğumuzun işleyişi ve görevleri konusunda bazı önemli noktaları vurgulamak gerekir.
Burun boşluğumuz ve etrafındaki yüz bölgesinde konumlanmış olan sinüslerin başlıca görevleri buruna alınan havayı ısıtmak, nemlendirmek ve temizlemektir. Bu şekilde bir gün içerisinde solunan ortalama 20 bin litre hava işlemden geçirilerek alt solunum yollarına uygun hale getirilir. Burnumuzun solunum yoluyla giren yabancı maddeleri, tozları, mikropları ve alerjenleri tutmaya ve temizleye yönelik bir mekanizması vardır. Mikroskobik büyütmede hareketli bir halıya benzeyen burun içi dokusu (mukoza) alerjenleri yakalar ve 15 dakika kadar bir sürede geniz bölgemize taşıyarak yutkunma yoluyla temizlenmelerini sağlar. Burnumuzun bu temizleme mekanizmasına "mukosiliyer aktivite" adını veriyoruz. Mukosiliyer aktivite alerji dahil pek çok nedene bağlı olarak bozulabilir ve bu nedenle burun işleyişi bozulur, mevcut sorunlar artar, sinüzite eğilim artar, burun tıkanıklığı ve geniz akıntısı gibi belirtiler ortaya çıkar.

Alerjik nezlesi olanlarda alerjik yanıta bağlı olarak burun içi dokuları şiştiğinde ve burun boşluğunu doldurduklarında da bu temizleme mekanizması aksamaya başlar. Alerjenlerin burundan temizlenme süresi uzar. Buna bağlı olarak alerjenle temas süresi arttığı için vücudun ve burun mukozasının verdiği alerjik yanıt da misliyle olur. Burun içi dokular daha da şişer, burun ve geniz akıntısı ile burun tıkanıklığı artar. Temizleme mekanizması daha da bozulur ve burun adeta kısırdöngüye girer. Bu aşamada verilen tıbbi tedavilerin amacı burundaki ödemi ve şişmeleri azaltmak, burnu açmak ve böylelikle temizleme mekanizmasını tekrar devreye sokmaktır. Bu yapılabildiğinde kısırdöngü kırılır ve burun işleyişini yeniden sağlayabilir.

Ancak bazı hastalar pek çok tıbbi tedavi seçeneği, alerji aşıları, çeşitli anti-alerjik haplar ve burun spreyleri kürleri uygulanmış olmasına rağmen bu kısırdöngüden çıkamamaktadırlar. Tıbbi tedaviye dirençli bu hastaların bazıları kısa süreli rahatlama sağlayabildikleri burun açıcı sprey ve damlalara bağımlı hale gelebilmektedirler. Bu hastaların alerji tedavisine yanıt vermeyişlerinin nedeni burun içerisindeki konka şişmeleri, burun eğrilikleri, sinüs sorunları veya başka burun içi hastalıklar olabilir. Bu hastaların burun içerisinin soluk morumsu görünümü ve alerjik nezleye özgü salgı yoğunlaşmaları sayesinde alerjik nezle tanısını endoskopik muayene ile direkt olarak belirleyebiliyoruz. Ek olarak anatomik sorunlarla ilgili de direkt görüşe dayanan bulgular elde edebiliyor ve bu sayede gerekli çözümleyici tedaviyi planlayabiliyoruz.

Alerjik nezlesi olan tıbbi tedaviye yanıtsız ve uygun hastalarda konka şekillendirilmesi ve gerekiyorsa beraberinde septoplasti gibi burun hava geçişini rahatlatabilecek girişimler uygun durumlarda çok etkili olmaktadır. Diğer bir deyişle örneğin konka şişmesi varlığında, bunların Holmium laser ile küçültülmesi sayesinde, alerji tedavisinde kullanılan burun spreylerinin burun içerisine dağılımını kolaylaşır ve etkinlikleri artar. Kısırdöngüden çıkıldığında, burun temizleme mekanizması tekrar çalışmaya başlar ve alerjenler burundan daha hızlı temizlenerek vücudun alerjenle teması azalmış olur. Sonuç olarak anatomik sorunlar giderilerek burun işleyişi tekrar sağlandığında, tıbbi tedavi ile alerjik nezlenin yönetilmesini daha olanaklı hale gelir.

4- Bademcik Ameliyatlarında Yeni Araçlar.
     Kansız ve Ağrısız Dönem: Bir Gazete Haberi




Yakın zamana kadar ailelerin korkulu rüyası olan bademcik ameliyatlarında, kanama riskini azaltmak için geliştirilen "Thermal welding" sistemi sayesinde bademcikler, artık çevre dokulara zarar vermeden kolaylıkla ayrılabiliyor. Nişantaşı KBB Grubundan Doç. Dr. Erhun Şerbetçi ve Op.Dr. G. Atilla Şengör bu yöntemi artık bademcik ameliyatlarında ilk seçenek olarak uygulamayı tercih ettiklerini söyleyerek , yeni yöntemde , dokuların ayrılması aşaması ile, yara yüzeylerinin ısı ve basınç ile kaynamasının aynı anda gerçekleştiğini ve bu yüzden kanamanın çok az yada hiç olmadığını, ameliyat sonrası ağrının da çok az yada hiç olmadığını belirttiler.

Çocukluk döneminin en sık karşılaşılan hastalıklarından olan bademcik iltihaplarının çoğu kez tekrarlanan antibiyotiklerle tedavi edilmektedir. Ancak hastalanma sıklığı üst üste iki sene boyunca, senede 4-5 kereden fazla olduğunda, bademcik ameliyatına gerekli kalınıyor. Doç. Dr. Erhun Şerbetçi, Kulak Burun Boğaz uzmanlarının sıkça başvurmak zorunda kaldığı bademcik ameliyatları, halk arasında basit bir ameliyat olarak bilinmekle beraber, aslında kanama ve ağrı gibi ciddi komplikasyoları bulunan önemli bir ameliyat olduğunu söyledi. Bu ameliyatın özellikle donanımı yeterli olmayan poliklinik gibi koşullarda yapıldığında komplikasyon riskinin arttığını belirten Doç. Dr. Şerbetçi, şunları söyledi:

"Bademcik ameliyatlarında klasik olarak en sık kullanılan yöntem, bademciğin disektör denilen bir aletle çevre dokulardan ayrılmasıdır. Klasik yöntemde dokunun ayrılması aşamasında oluşan yara yüzeyleri kendiliğinden zaman içinde iyileşmektedir. Kısmen iyileşene kadar belli bir süre hasta ağrıdan yakınabilir. Ameliyat esnasında kanama oluştuğunda, kanayan bölgelerde damarlar bağlanır veya elektrik akımı ile pıhtılaştırılır. Bu yöntemler de güvenilirdir ve yaygın olarak kullanılmaktadır ancak ameliyat zamanını uzatabilir ve ameliyat sonrası ağrı daha fazla olabilir. Bununla birlikte her uzmanın kendi alıştığı teknik en iyi tekniktir ."

Bademcik ameliyatında yeni dönem
Klasik yapılan bademcik ameliyatlarında yaklaşık 2 hafta kadar sürebilen biyolojik yara iyileşmesinin yeni yöntemle yaklaşık bir hafta ile sınırlı olduğunu ve hastanın boğaz ağrısı ve yutkunma güçlüğü gibi şikayetlerinin de, eğer olursa, birkaç günden fazla sürmediğini belirten Doç. Dr. Erhun Şerbetçi, "Thermal Welding" yöntemi hakkında ise şu bilgileri verdi:

"Elektrik akımı yerine ısı enerjisi kullanılan bu yöntemde, ısı akışı sadece, dokuyu maşa gibi tutmaya yarayan ince uçlar arasındadır ki bu uçların eni sadece yarım milimetre kadardır. Bu yüzden çevre dokuya oluşabilecek ısı hasarı, diğer yöntemlere göre çok azalmaktadır. Bu durumda elektrik akımı kullanımı sonrası görülen ameliyat sonrası ağrılar, bu yeni yöntemle oldukça azalmaktadır. Kanamasız bir ortam sağlanmasının yanı sıra, cerrahın ameliyat süresince tek alet kullanması ve alet değiştirmemesi sonucunda da, tahmin edileceği gibi ameliyat süresinin kısalmasını sağlar.

Bu teknikle narkoz alım süresi kısalır, ağrının da az olması nedeniyle, hastanede kalış süresi de kısalır ve hasta aynı gün taburcu edilebilir. Bununla birlikte bu teknik her hastada uygun olmayabilir ve bazı hastalarda klasik yöntemin uygulanması gerekebilir "


Başa Dön

 
 
 
 
Untitled Document

Bu site içeriğinin kopyalanması ve yeniden dağıtılması yasalara göre yasaklanmıştır.
Tıp bilimi değişimlere açıktır ve bu site içeriğindeki bilgilerden dolayı uygulamada KBB Nişantaşı Grubu sorumlu olamaz.

© Copyright 2009 KBB Nişantaşı Grubu. Tüm Hakları Saklıdır.
artworks: juvenis