• TÜKÜRÜK BEZİ HASTALIKLARINDA EN SON GELİŞMELER
  •  

    2004 YILI KONGRELERİNDEN SEÇME HABERLER

    (Bu sayfa, 2004 yılı içerisinde İstanbul'da yapılan "Burun-Sinüs Allerji ve İnfeksiyonları Uluslararası Sempozyumu", New York' ta yapılan " Amerikan Burun-Sinüs Cemiyeti" ve arkasından toplanan "Amerikan KBB Baş-Boyun Cerrahisi Akademisi" toplantılarından derlenmiştir.)

     

     

     

    Burun Salgısında mikroskopik olarak saptanan mantar elamanları oklarla gösterilmekte
    • Sinüzit tedavisinde yenilik : Dünyada milyonlarca insanın yakalandığı sinüzit hastalığının tedavisinde son yıllarda önemli gelişmeler olmakta. Burun içerisinin endoskopik olarak incelenebilmesi ve endoskopik sinüs cerrahisi tekniklerinin gelişerek yaygınlaşması ile beraber hız kazanan çalışmalar , sinüzitlerin sebepleri ve ilaçla tedavisinde de yeni bulgulara yol açtı. Mayo Klinikte yapılan ve Graz Üniversite kliniğince de desteklenen bir çalışmada; hastalığa burun ve sinüs içerisindeki salgılarda bulunan mantarlara karşı vücudun bağışık sisteminde rol oynayan eozinofil denilen akyuvarlardan açığa çıkan maddelerin sinüs mukozasına zarar vermesinin yol açtığı ileri sürülmekte. Bu çalışmaya göre mantarlar dokuda değil burun ve sinüs içerisindeki salgılarda yerleştiği için uygulanacak ilaçların burun içerisinden yerel olarak verilmesi uygun gözükmekte ve alınan ilk sonuçlar genel olarak olumlu bulunmakta. Mayo Klinik uzmanları bir mantar ilacı olan Amfoterisin B çözeltisini bu maksatla kullanmaktalar. Bununla birlikte sinüzit oluşumunda çok değişik sebeplerin bulunduğu bilindiğinden ayırıcı tanının iyi yapılması gerekmekte. Özellikle sık tekrarlayan, allerjik eğilim gösteren, polipli ve ameliyattan sonra tekrarlamış sinüzitlerde bu yerel tedavi şeklinin uygulanması mevcut tıbbi tedavilerle beraber önemli bir gelişme olarak kabul edilebilir. Bununla birlikte bu konuda henüz yaygın bir kabul sağlanmış değildir ve ortak çalışmalar sürdürülmektedir.
       
    • Kistik fibroziste gelişmeler : Vücuddaki dış salgı bezlerinde bozukluğa yol açan ve her 2000 çocuktan birinde görülen bu kalıtsal hastalıkla ilgili genetik araştırmalar son yıllarda bazı sonuçlar vermeye başladı.Kistik fibrozisin KBB alanındaki belirtileri burun tıkanıklığı, inatçı sinüzitler ve burun polipleri. Burada 7.kromozomdaki bir bozukluğa bağlı olarak, burun içi ve akciğerlerin örtücü dokusu olan mukozada klor geçişim kanallarının protein yapısında düzenleyici bir maddenin eksikliği nedeniyle çalışmadığı anlaşıldı. Yakın gelecekte bu mekanizmanın genetik yollardan yada yerine koyma tedavisi ile düzeltilebilmesi için yoğun araştırmalar sürdürülüyor.

    • Polipli sinüzitlerin cerrahisi : Kronik sinüzitler, solunum sistemi allerjileri ve kistik fibrozis gibi hastalıklarda görülebilen poliplerin cerrahisinde 1994 yılında kullanıma giren "mikrodebrider" denilen araçların kullanılmasının cerrahi kolaylık ve başarıyı arttırdığı tartışmasız yaygın bir şekilde kabul edilmiş olduğu söylenebilir.

    • Horlama cerrahisi : Horlamada, özellikle yumuşak damak ve küçük dilin sorumlu olduğu apnesi olmayan basit olgularda radyofrekans dalgalarının kullanıldığı araçlarla yapılan yerel cerrahinin başarısı üzerine bildirilerin artan sayısı bu tekniğin laser cerrahisiyle beraber yeni bir seçenek olarak giderek yaygınlaştığını gösteriyor.

    • Burun tıkanıklığı cerrahisi : Burun tıkanıklığına yol açabilen ve ilaç tedavilerine yanıt vermeyen şişmiş alt konkaların cerrahisindeki değişik teknikler katılanların ilgi ile izledikleri çekişmeli toplantılara yol açıyor. Bazı uzmanlar hala konkaların tamamen çıkartılmasını savunurken giderek artan bir çoğunluk sınırlı cerrahiyle konkaların küçültülmesinden yana gözüküyor. Bir kısım uzman da cerrahinin nasıl yapılırsa yapılsın çok nadiren uygulanmasından yana.

    • Mide - yemek borusu asit kaçışı : Mide sıvılarının, yemek borusunun sonundaki kapakçığın iyi kapanmamasına bağlı olarak yukarıya boğaza doğru geri çıkması ile ses kısıklıkları olabilmekte, inatçı öksürük ve farenjitler görülebilmekte hatta özellikle çocuklarda bu durum sinüzit ve orta kulak sorunlarına bile yol açabilmekte.

    • Dış kulak yolu iltahapları : Özellikle deniz-havuz mevsimlerinde artarak görülen dış kulak yolu iltahaplarının tedavisinde birden fazla antibiyotik kapsayan toz halindeki ilaçların yerel uygulanması ile daha hızlı sonuçlar alındığı bildirilmekte.

    • Ani işitme kayıpları : Birden bire oluşan ve sebebi çoğu kez belirlenemeyen işitme kayıplarında virüslerin sorumlu olduğuna dair yaygın görüş bulunmakta. Bu hastalıkta sık kullanılan tedavilerin başında kortizon uygulanımı gelmekte. Yapılmış çalışmalarda kortizon tedavisine ek olarak bir virüs ilacı olan "asiklovir" kullanımının işitme kaybının iyileştirilmesinde başarı şansını anlamlı bir şekilde yükselttiği bildirilmekte.

    • Yeni doğanlarda işitmenin araştırılması : Yeni doğan bebeklerde işitmenin araştırılması için kullanılan işitsel beyin sapı yanıtı (ABR testi) ve otoakustik emisyon testi işitme kayıplarının erken saptanmasında en doğru sonuçları sağlamakta.Bununla birlikte bu testlerin maliyet nedeniyle yaygın bir şekilde ve tarama amaçlı olarak kullanılmaları zor gözüküyor.

    • İç kulak implantları : Ülkemizde basının biyonik kulak olarak tanıttığı bu cihazlar, işitme cihazlarının bile yarar sağlamadığı tam işitme kaybına uğramış hastalarda ameliyatla iç kulağa yerleştirilmekte. İşitme siniri zarar görmemiş hastalara uygulanabiliyor ve özellikle konuşmasını öğrendikten sonra işitme kaybına uğramış hastalarda başarılı oluyor. Ameliyattan sonra yoğun bir işittiğini anlama ve konuşma eğitimini gerektiren bu uygulama deneyimli bir ekip çalışmasını gerektiriyor ve bütün bu çalışmaların toplam maliyeti 30 ila 50 bin doları buluyor.Genellikle 2 yaşın üzerinde yapılan bu uygulama doğumsal anomalisi olan bebeklerde de sınırlı çalışmalarla araştırılıyor.

    • Meniere Hastalığının tedavisindeki son eğilimler : Baş dönmesi ve işitme kaybı ile beraber giden bu iç kulak hastalığının asıl tedavisinde ilaçlar önemli yer tutuyor.Bununla beraber kulak zarından verilen aminoglikozid antibiyotik uygulamasının kolay ve sonuç veriyor olması giderek tercih edilen ilk ve sınırlı cerrahi yöntem olmasına yol açıyor.İleri olgularda ise geleneksel iç kulak cerrahileri hala geçerli.

    • Akustik nöroma (iç kulak-köşe tümörleri) cerrahisi : Kendisini sıklıkla tek taraflı işitme kaybı, kulak çınlaması ve baş dönmesi ile gösteren aslında yapısal olarak iyi huylu olan tümörler işitme siniri ve diğer önemli kafa içi yapılarını sıkıştırmaları nedeniyle günümüzün ileri teknolojilerinin de yardımı ile ameliyatla tedavi edilebilmektedirler. Burada tümörün büyüklüğü, cerrahın bu konudaki deneyimi ve hastanın yaşı, cerrahi sonrası yüz sinirinin ve işitme sinirinin işlevini etkileyen faktörler olarak gözükmektedir.

    • Tiroid bezi kitleleri : Ameliyat öncesi tiroid bezi kitlelerinden yapılan ince iğne biopsilerinin doğruluk oranları bu incelemenin tüm şüpheli durumlarda yaygın bir şekilde uygulanabileceğini göstermekte.

    • Baş-boyun kanserleri : Baş-boyun kanserlerinin tedavi seçeneklerini güçlendirmek amacı ile yapılan çalışmalarda tümör baskılayıcı gen tedavisi ve radyoterapinin birlikte uygulanmasının başarıyı arttırdığı bildirilmekte. Gen tedavisi ile kemoterapinin birlikteki başarısı üzerinde de değişik bildiriler yapılıyor. Cerrahi tedavide ise özellikle gırtlak kanserlerinde organ koruma çabasının en yüksek olduğu cerrahilerin uygulanması amaçlanıyor.

    • Boyun enfeksiyonları : Derin boyun mesafelerindeki enfeksiyonlar günümüzde bile potansiyel olarak ciddi bir hastalık tablosu yaratabilmekte. Bu koşuldan genellikle diş kökenli enfeksiyonlar sorumlu tutulmakta. Tedavide penisilin ve metronidazol kullanımı ve infeksiyonun erken ve geniş bir şekilde boşaltılması hala en etkili yöntem olarak bildirilmekte.

    • Kulak Burun Boğazda radiofrekans : Son yıllarda giderek yaygınlaşan Radyofrekans uygulamaları ile burun tıkanıklarına yol açabilen alt konka şişlikleri başarı ile tedavi edilebilmektedirler. Bu girişimler yerel anestezi ile de yapılabilmekte ve hastanın hastanede yatmasını gerektirmemektedir. Radyofrekansın kullanıldığı bir diğer alan basit horlama olgularıdır. Burada yerel anestezi ile hastanın yumuşak damak ve küçük dil bölgesi Radyofrekans dalgalarının ısısı ile küçültülüp gerginleştirilerek horlamanın tedavisi amaçlanmaktadır. Ancak eğer dil kökü cerrahisi ya da diğer girişimlerin birlikte yapılması gereken bir koşul varsa hastaya genel anestezi uygulanır ve hastanede yatırılması sağlanır.


    Bu sayfayı word dosyası olarak indirerek saklayabilir ve/veya bir başkasına da gönderebilirsiniz. Tıklayınız!